Tasavvuf

O Bize Dost Olduktan Sonra

O Bize Dost Olduktan Sonra
O Bize Dost Olduktan Sonra

Dünya için çekilen bütün korkular, şeytanın vesvesesinden kaynaklanır.

Şeytan ancak kendisini dost edenleri korkutabilir. “Fakir düşerim, açlık çekerim, yalnız kalırım, ileride kimse sığınırım, ben tek başıma ne yaparım, çoluk çocuğum ne olur?” gibi korku ve endişeler şeytan ve nefistendir.

İyi düşünülmelidir ki hayat insanın elinde değil, yüce Allah’ın sevk ve idaresindedir.

Bizler rızık yaratmakla değil, bize doğru gelmekte olan rızkı aramakla görevliyiz. Eğer Allah (celle celaluhu) için ibadet, taat ve insanlara hizmetle çok meşgulsek, rızık telaşına da gerek yoktur. Korkmaz ve biraz sabırlı olursak, büyük ihtimalle rızkımız ayağımıza gelecektir.

Bizler, yalnız kalma korkusundan ancak yüce yaratıcımızı tanıyarak ve severek kurtulabiliriz. Bir hak dostunun dediği gibi: “Alemlerin Rabb’i bize dost olduktan sonra, bütün dünya düşman olsa ne çıkar? O sevmedikten sonra bütün insanlar dostumuz olsa ne fayda!”

Zayıf kalbimizi Allah’ı (celle celaluhu) zikirle kuvvetlendirmeliyiz.

İlahi aşkla dirilip canını ortaya koyan, Allah’tan (celle celaluhu) başka kimseden korkmayan ve bir şey ummayan cömert ve mert insanların hayatını okumalı, halini düşünmeli, ibret almalı, korkuyu üzerimizden atmalıyız.

Gerekli olanı yaptıktan sonra, başa gelen sıkıntıları iman, sabır ve tevekkülle karşılamalıyız.

Karşımızdaki düşmanın çokluğundan değil, kalbimizdeki iman ve itimadın azlığından korkmalıyız.

Eğer yüce Allah biricik sevgilimiz ve O’na kavuşmak tek hedefimiz ise ölümden başka daha ne istiyoruz ve ölmekten niçin korkuyoruz?

Şayet tek hedef yiyip içerek dünya nimetlerini çöpe çevirmekse böyle bir hayatı korku ve emniyet içinde geçirmenin ne önemi olabilir?

Şimdi Allah (celle celaluhu) aşkıyla dolmuş şu kalplerin cesaretine bakalım. Yüce Rabbimiz, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) ashabını şöyle methediyor:

“Onlar öyle kimselerdir ki bir kısım insanlar kendilerine, ‘Düşmanlarınız toplandı üzerinize geliyor, onlardan korkun!’ dediklerinde, bu onların imanını artırdı ve şu karşılığı verdiler: Allah bize yeter, O ne güze vekildir” (Âl-i İmrân 3/172).

Allah dostlarından Bayezid-i Bistami’ye (kuddise sırruhu), “Seni çok rahat görüyoruz, rızkını nereden nasıl temin ediyorsun?” diye sorduklarında, hazret şu cevabı verir:

“Benim Rabbim, köpekleri ve domuzları rızıklandırıp aç bırakmazken, beni mi aç bırakır?”

Son olarak, gerçekten seven gönülleri dünyada hiçbir olayın sarsmayacağını şu hadise ne güzel anlatır:

Uhud Harbi bitmiş, Müslümanlar yetmiş şehid vermişti. Dinaroğulları’ndan bir kadın savaş alanına koşmuş sonucun ne olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. Savaşta babası, kocası ve kardeşi şehid düşmüştü. Yolda karşılaştığı insanlar acı durumu kendisine haber verdiler. Kadın,

“Allah Resulü ne yapıyor? O nasıldır? Ne haldedir?” diye Peygamber Efendimiz’i (sallallahu aleyhi vesellem) soruyordu Ashap,

“Hamdolsun Allah’a (celle celaluhu), Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) iyidir!” dediler. Kadın,

“Onu bana gösterin” dedi, gösterdiler. Kadın o tarafa doğru koştu, Allah Resulü’nü görünce sevindi, üç şehidin acısını içine attı,

“Sen hayatta ve aramızda olduktan sonra, bütün musibetler bana hafif gelir Ya Resulallah!” diyerek yoluna devam etti.

Kalbimizde korku ve endişeler hala yer bulabiliyorsa olan bitenler hayatımızı zehir ediyorsa, sevgilerimizi ve beklentilerimizi bir daha kontrol edelim. Şunu unutmayalım: Kalbimiz, ilahi aşkla huzur bulmak için yaratılmıştır; onu mutlu edemeyiz ve korkularını dindiremeyiz.


O Bize Dost Olduktan Sonra

Tasavvuf Sohbetleri
Edep Bir Tac imiş, Dilaver Selvi

Bir Yorum Bırak