Tasavvuf

Kâmil Mürşid

Kâmil Mürşid
Kâmil Mürşid

Bu büyüklere verilen nimetler ve üstünlükleriyle defterler doldurulsa, sonsuz denizler yanında bir damla gibi kalırdı.

İmâm-ı Rabbânî (k.s)

Tasavvuf Sonradan mı Ortaya Çıktı
Bazen şöyle bir soruyla karşılaştığımız oluyor? Tasavvuf Hazreti Peygamber’den (sallallahu aleyhi vessellem) yaklaşık 200 sene sonraya ortaya çıktı. Sünnet ve hadisler biliniyorken, Kur’an-ı Kerim olduğu gibi muhafaza edilmişken günümüz insanları tabiîn dönemindeki İslam’ı yaşamaya mazhar olamaz mı? Tasavvuftan gaye nedir?

Kardeşler, sahabeler neden kıymetli, onları üstün kılan nedir? Hadis rivayet ettikleri için mi? Resul-i Ekrem’den (sallallahu aleyhi vessellem) çok şeyler öğrendikleri için mi? Hayır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) yanına gelenler, onu ömürlerinde bir anlık dahi görenler sahabe oldular. Çok uzak diyarlardan gelenler oluyordu. Pek çoğu ümmi idi. Geldiler Resulullah ile belki üç-beş dakika görüştüler ama hepsi de sahabe oldu. Neden? İşte tasavvuf buraya dayanıyor. Neden sahabe oldular? Hz. Peygamber’in (s.a.v) nurunu, nazarını aldıkları için. Resul-i Ekrem’in hem zahiri hem batıni hem de ledun ilmi vardı. Zahir ilmi, kitaplardan okunarak tahsil edilir. Bu ilmi tahsil edenlere alim diyoruz. Bu ilim, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi vessellem) zamanından kıyamete kadar elde edilebilecek bir ilimdir. Batın ilmine gelince o ilim kalpten kalbe nakil oluyor. Peygamberimiz bu ilmi Ebû Bekir-i Sıddık (radıyallahu anh) verdi. Nakşibendi yolunun ilk piri bu sebepten Ebû Bekir-i Sıddık’tır (r.a). Ondan Selmân-ı Farisî’ye (radıyallahu anh) geçti. Bu sırayla devam etti.

Tasavvufun Peygamber Efendimiz’den 200 sene sonra ortaya çıktığı söylenir. Belki 200 sene sonra “tasavvuf” isim olarak çıkmış olabilir. Yani değerli kardeşler, tasavvuf ismi yoktu ama yaşanıyordu.

Resul-i Ekrem’in (sallallahu aleyhi vessellem) iki ilmini de beraber yaşayan gerçek alimdir diyor büyükler. Tek ilminden (zahir) hisse almış, diğer ilimden (batın) hissesi yoksa o peygamberin tam varisi değildir. Peygamber varisi olabilmesi için iki ilimden de nasiplenmesi lazımdır. Aynı sadatlar gibi. Allah dostlarının varis oldukları nereden belli? Takvalarından. Onlar Allah’tan (c.c) korkarlar. Günahlardan, haramlardan, fetva vermekten o kadar çok korkar ki konuşmak istemez, çekinirler. Şimdi görüyoruz çıkıyor birileri televizyona rahat rahat her gün ahkam kesiyorlar. Takva var mıdır onlarda? Allah korkusu var mı? Aklımız kesiyor mu? İnsan Peygamber’e, hakiki varis olamazsa sapıtabiliyor, nefsi galebe çalabiliyor. Ne diyor büyükler, “Şeriatsız tarikat küfre götürür, tarikatsız şeriat sapıklığa…” Tasavvuf olmadan tek başına şeriatla amel etmeye kalksa ne yapar insan? Televizyondakiler gibi olur. Kendi başına bid’atlar çıkar, sapıklıklar çıkar. İlla iki ilimde olacak ki varis olsun. Hem şeriat hem tasavvuf. Tek başına şeriat olsa sapıklık, tek başına tarikat olsa küfür oluyor. İnsan ikisi beraber olduğu zaman tam yaşayabiliyor İslamiyet’i.

Ledün ilmi sahabelerin içinde bile yoktu. Ama onların da böyle ilimlere fazla ihtiyacı olmadı. Neden olmadı? Nefisleri peygamberin nazarıyla birden mutmainne makamına geçti. Biz öyle değiliz. Bizim zararımız nefisten oluyor. İnsanı günaha çeken, dünyaya bağlayan takvadan uzaklaştıran nefistir. Sahabe efendilerimiz Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) nazarıyla nefisten kurtuldular, o safhayı bir anda geçtiler.

Mürşid nedir? Kâmil mürşid kime denir?


Kâmil Mürşid

Tasavvuf Sohbetleri
Dr. Ahmet Çağıl
Yar İle Bayram, Semerkand Yayınları

Bir Yorum Bırak