Tasavvuf

Edep ve Güzel Ahlak

Edep ve Güzel Ahlak
Edep ve Güzel Ahlak

Edep bir taç imiş Nûr-i Hudâ’dan
Giy o tacı, emin ol her beladan…

Edep, sözlükte, “terbiye, güzel ahlâk, iyi davranış; incelik, kibarlık, naziklik, utanma, çekinme, hicap, hayâ etmek” gibi manalara gelir.

Edebin manasının güzel olduğu gibi, keşke insanlık da onunla bu derece güzel olsaydı!

Dini bir terim olarak edep değişik şekillerde tarif edilmiştir. Hz. Mevlana (k.s), “insanı hayvandan ayıran şey edeptir” der. Edep, her halde, her makamda ve herkese karşı layık olan davranışı sergilemektir. Yani, cenâb-ı hakk’a ve cümle halka karşı saygılı olmaktır. Edep, nefsini tanıyıp haddini bilmektir.

Edep, kul olduğunu bilip sahibine vefa göstermektir.

Edep, kibiri kırıp tevazua sarılmıştır.

Edep, her şeyi layık olduğu yerine koymak ve herkese hak ettiği şekilde muamele etmektir…

Edep, cenab-ı hakk’ın ve yaratılmışların hukukunu güzelce korumaktır.

Edep, hayalı ve vefalı olmaktır.

Edep, pişman olunacak şeyleri yapmamaktır. Kısaca edep, güzel ahlaktır.

Edep üzerine deyimlerimiz de vardır. İşte onlardan bir kaçı:

Edep etmek: utanmak.
Edebini takınmak: terbiyeli olmak.
Edeplenmek: uslanmak, nazik ve tebiyeli olmak
Edep-erkan bilmek: uyulması gereken yolu yordamı bilmek, usul bilmek, tebiyeli hareket etmek.

Deyimler, toplumların insan ve hayat telakkilerinden asırlar boyunca süzülmüş billur damlalardır.

Aslında edep ve edepli olmak üzerine söylenmiş her bir deyimimiz, Allah (celle celaluhu) kelamından ve Resûl’ünün örnek ahlakından alınmış bir hayat düsturdur.

Kaygusuz Abdal ne güzel söylemiş:

Edepli ol can isen
Hakk’ı bil insan isen
Müştak-ı sultan isen
Var edep öğren, edep…

Edep ve güzel ahlak, eş anlamlıdır; ikisi de insanın Hakk’a ve halka karşı bütün işlerinde ölçüyü korumayı, dengeli olmayı ve istikamet üzere bulunmayı ifade eder. Dengeli olmak, güzel hali devamlı aynı korumaktır. Acı tatlı bütün hallerde istikametini bozmayan, dost ve düşmana karşı dürüstlükten ayrılmayan kimse dengeli insandır. Dengeli insan adaletlidir. Edep ve adalet, insanın akıl seviyesini gösterir. Bunun için velilerden Seri es-Sakatî (k.s), “Edep, aklın tercümanıdır” demiştir. Ziya Paşa da, insan, lafının değil, işinin akıl seviyesini gösterdiğini şöyle dile getirmiştir: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz; görünür şahsın rütbe-i akıl eserinde.”

Ahlakın kaynağı kalptir
Ahlak, kalbin içindeki şeylerin dışa yansımasıdır. Herkes, davranışları ile fıtratında gizlenen sıfat ve kabiliyetleri ortaya koyar. İnsanın davranışını yönlendiren merkez kalptir. İnsanın dili, eli, gözü, kulağı, ayağı ve diğer azaları kendi başına iş yapmaz. Bu organlar nasıl hareket edeceğini bilmez ve belirleyemez. Hepsi memurdur, amirleri ise kalptir. İradeli bütün işler kalbin emrine ve yön- lendirmesine göre yapılır. Yapılan her iş kalbin meylini, muhabbetini, irade gücünü, tercihini ve aklın seviyesini gösterir. Kalbi sıhhatli ve güzel olan kimsenin işleri sağlam ve güzel olur. Kalbi hasta olan kiimsenin, işleri sakat ve bozuk olur. İnsanın davranışlarındaki bozukluk, kalbinin inkar, gaflet ve günahla manen hasta oluşundan kaynaklanır.

Kalp, yüce yaratıcıyı tanımakla yani iman ve mafiretle gafletten uyanır, güzel tövbe ile manevi hastalıklardan kurtulur, Allah (c.c) sevgisiyle kuvvetlenir, zikir ve sevgi ile huzura erer, edeple süslenir, ibadetle tatlanır, itaatle güzel hal sahibi olur. Bir kul, yüce Rabb’ini ne kadar tanırsa o derece dar edepli olur. Herkes yüce Allah’ı ne kadar tanıdığını ve sevdiğini davranışları ile ölçebilir.

Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), vucutta kalbin konumunu şöyle belirtmiştir:
İnsanın vucüdunda bir yer varki orası güzel olursa bütün beden güzel olur, bozuk olursa bütün beden kötü olur. Dikkat edin o kalptir.” Kamil mümin, her işinde yüce Mevla’sının rızasını arar. Olgun insanda iki yüzlülük yoktur; o, iki farklı ve zıt halde bulunmaz; bazen doğru bazen eğri konuşmaz, sabah iyi ahlaklı, akşam kötü davranışlı olmaz. Hem Allah’a (c.c) hem şeytana itaat etmez. Edep ve güzel ahlak bir bütündür. Edepli insanın bütün işleri, ibadetleri, hal ve hareketleri güzeldir. Onun her şeyi temizdir. Allah (c.c) için sevgisi her şeyi sarar ve o şeyi sevimli yapar. Edepli mümin yüce Allah’tan aldığı terbiye, hayatının her safhasında kendisini gösterir. Bu terbiye içinde onun kızması ve kavgası bile güzeldir. Çünkü kızması Allah (c.c) içindir ve kavgası edep içinde gerçekleşir.

Bazı insanların dışı hoştur, ama içi boştur. Bu kimseler, insanların gördüğü işlere önem verirler, fakat işin asıl kısmını ihmal ederler. Dengeli mümin dünya işlerini ahiret işleri gibi güzel yapar. İbadeti güzel, işi bozuk olan kimse olgun insan değildir. Onun terbiyesinde noksanlık ve kalbinde manevi hastalık vardır. Kılık kıyafetine ve dünya işlerine son derece dikkat edip de kalbini ihmal eden, ahiretini unutan ve ibadeti önemsemeyen kimse de dengesizdir, kemal yönün den noksandır ve manen hastadır.

Bazı insanlar, kibar, temiz ve sevimli gözükmek için bütün imkanlarını kullanır; giydiği elbisede ufak bir bozukluk, kir ve toza tahammül edemezler. Elbisede kir ve kusur görse onu gidermek için her çareye başvurur, onu temizleyip düzenlemeden rahat edemezler. Fakat aynı kimseler, yalan, iftira, alay, dedikodu, küfür, hakaret gibi şeylerden hiç rahatsız olmazlar. Yaptığı çirkin işlerden kurtulmak istemezler. İçindeki kibir, bencillik, haset, inkar, gösteriş, hırs, tamah, şehvet, şöhret, korkaklık gibi kötü huylardan temizlenmeyi düşünmezler. Beyaz elbiselerle süslenip içine daldığı kara işlerden ve ilişkilerden zevk alırlar. Bu durum dengesizliktir. Yapılan işler ise haramdır. O haldeki bir kimseye “efendi” ya da “hanımefendi” demek yanlıştır. Efendi, edepli kimsedir. Yiğit kötülüğü terk edendir.

Edepli insanda yalan ve yapmacık şeyler olmaz. İşi yapmacık ve gösteriş olan kimse, imanın tadını tadamaz. Çünkü bunlar münafıkların sıfatıdır. Bazı insanlar gelip camide cenab-ı hakk’a ibadet, çıkıp çarşıda halka ihanet ederler. Bazıları namaz kılarken boynunu bükerek tam bir huşu görüntüsü verir. Görenler kendisine hayran olur. Fakat kıldığı namaz Allah (c.c) katında azap sebebi olur. Çünkü o anda kalbi namazda değil, insanların bakışlarındadır. Niyeti Allah’ın rızası değil, halkın övgüsüdür. Bu da bir dengesizliktir. Bir çeşit münafıklıktır. İçi başka dışı başka olmaktır. İbadeti nefsin keyfine kullanmaktır. Şeklen güzel gözüküp aslen bozuk olmaktır. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ümmetini böyle bir halden sakındırarak, “Nifak olan huşudan Allah’a sığınınız” buyurdu. Sahabe, “Nifak olan huşu nasıl olur?” diye sordular, Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Bedenin huşu içinde gözüküp kalbin nifak dolu olmasıdır.” buyurdu.

Bu hal olgun müminin sıfatı değildir. Allah dostları en fazla bu tiplerden rahatsız olurlar. Güzel kulluğun ve ahlakın temelinde Allah rızası vardır.niyet hak olmazsa,ibadet ihanete dönüşür. Büyük velilerden Hace Ubeydullah Ahrar (k.s) şu olayı anlatır: “Mevlana nizameddin hazretlerinin halkasında bulunanlardan biri, bir gün mürşidinin huzurundasahte bir tavırla başını önüne eğmiş,çenesini göğüsüne dayamış, murakabeye dalmış gibi bir vaziyet almıştı. Onu bu halde gören Nizameddin hazretleri, “hey! Başını yukarı kaldır. Senin üzerinden duman tüttüğünü görüyorum. Murakabeyle ne alakan var senin!” diye uyardı. Edepli ve dengeli insanın ibadeti gibi ticareti de düzgündür. Kalbi gibi dili de doğrudur. Niyeti gibi işi de sağlamdır. Gönlü gibi elbisesi de temizdir. Dostluğu gibi düşmanlığı da mertçedir. Edep onun için bir meleke haline gelmiştir. Edep, meleke haline gelirse güzel ahlak olur.

Meleke, insanın nefes alıp vermesi gibi vücudunun parçası olmuş, ondan hiç ayılmayan sıfat demektir. Ekseriyetle yalan konuşan bir kimsenin arada bir doğru konuşmasına bakıp, bu güzel ahlaklıdır denmez. Hüküm insanın hayatına hakim olan duruma göre verilir. Yakınları ile bir gün iyi geçinip diğer gün yaka paça olan insan dengeli değildir. Bir komşu ile iyi geçinip diğerine zahmet veren kimseye de iyi Müslüman denmez. Fakirlik günlerinde herkese merhaba derken, zengin olunca eski dostlarına selam vermeyen kimse mertlikten uzaktır.

Edepli insan, iyi kötü diye insan seçmez, herkese karşı edepli davranır. O karşısındaki insanın davranış seviyesine göre değil, kendi terbiyesine göre muamele eder. İnsanlar bir yana hayvanlara bile zulmetmez. Edepli insan başkasından zarar görebilir, fakat başkasına zarar vermez. Birileri onu aldatabilir, ancak o kimseyi aldatmaz. O zulüm ve haksızlık görüp mazlum olabilir, fakat asla zalim olmaz. Bugün erkek-kadın, alim-cahil, köylü-şehirli bütün insanların en fazla muhtaç olduğu şey edeptir. Edep insanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliktir. Edep hiç kimseyi küçültmez, kıymetini düşürmez. Bilakis edep fakiri kıymetlendirir, zengini şereflendirir, genci süsler,ihtiyarı sevimli hale getirir. Edep, bir kadının en kıymetli cevheridir, hiç solmayan süsüdür.

Bir kadın, edepten daha güzel bir elbise giymemiştir.
Bir baba, edepten daha güzel bir servet edinmemiştir.

Edep Öğrenmek İsteyene
Sa’di-i Şirazi (kuddise sırruhu) der ki: “Hz. Lokman‘a (aleyhisselam), ‘Edebi kimden öğrendin?‘ diye sordular, ‘Edepsizlerden‘ diye cevap verdi. Ve bunun nasıl olduğunu şöyle açıkladı: Bana edepsizlerin neleri hoş görünmediyse onları yapmaktan kaçındım, bu edebi elde ettim.

Şaka yoluyla söylenmiş olsa bile, akıllı insanın ders almayacağı söz yoktur. Ama cahilin önünde yüz tane hikmet okusalar, bu onun kulağına şaka gibi gelir.

Bütün Şeref Onda
Mevlana Celaleddin-i Rumi (kuddise sırrıhu), Mesnevi’sinde der ki: “Allah’tan (celle celaluhu) edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Allah’ın (celle celaluhu) lutfundan mahrumdur.

Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur. Nasıl mı? Şu misali dinle: Alışverişsiz, dedikodusuz ilahi sofra gökten iniyordu.

Hz. Musa (aleyhisselam) kavmi içinde birkaç kişi terbiyesizce ‘Hani sarımsak, mercimek’ dediler. Ondan sonra gökyüzünün sofrası, ekmeği kesildi. Ekin ekme, bel belleme, orak sallama kaldı. Sonra Hz. Musa (aleyhisselam) bunlara yalvardı: ‘Bu devamlıdır, yeryüzünden kalkmaz. Bu ulu kişinin sofrası başında kötü zanna düşmek ve harislik etmek küfürdür‘ dedi.

O rahmet kapısı hırslarından dolayı bu görgüsüz dilencilerin yüzlerine kapandı. İşte, zekat verilmeyince yağmur bulutu gelmez, zinadan dolayı da etrafa nice musibet yayılır.

İçinde kasavetten, sıkıntıdan ne gelirse korkusuzluktan ve küstahlıktan gelir.

Kim dost yolunda pervasızlık ederse erlerin yolunu vurucudur; namert odur.

Edepten dolayı bu felek nura gark olmuştur. Yine edepten dolayı melekler masum ve tertemiz olmuşlardır.

Bir zamanlar meleklerin arasında bulunan Azazil de, yine küstahlık yüzünden kapıdan sürülmüştür.

Büyük veli Hücviri (kuddise sırrıhu) der ki: “İnsanın bütün kaybı, her işin esası olan edebi kaybetmesinden kaynaklanmaktadır.” Bu, hep böyledir, değişmez. Din dünya işlerinin hepsi edeple güzel olur. Edep olmadan hiçbir iş güzel iş ortaya çıkmaz. Edep yerine göre farklı şekillerde olur. Halkın içinde gereken edep, güzel insanlığı ve mertliği muhafaza etmektir. Dindeki edep, sünnete uymaktır. Muhabbetteki edep, saygıyı gözetmektir. Bu üçü birbirine bağlıdır. Akıllı ve mert olmayan kimse sünnete uyamaz. Sünnete uymayan kimse hürmeti koruyamaz. Allah’ın (celle celaluhu) zatına ve birliğine şahit olan ariflere hürmet, kalpteki takvadan ileri gelir. Onlara karşı edebi koruyamayan kimsenin terbiye yolunda hiçbir nasibi olmaz.

Edep öyle güzel bir elbisedir ki onu giyenleri ateş yakmaz.


Edep ve Güzel Ahlak

Tasavvuf Sohbetleri

Bir Yorum Bırak