Dua

Kulun Rabb’ine Sunduğu Dilekçe: Dua

Kulun Rabb'ine Sunduğu Dilekçe: Dua

Kulun Rabb’ine Sunduğu Dilekçe: Dua

Dua nedir? Nasıl dua edilir? Duanın adapları nelerdir? Tüm bu soruların yanıtlarını “Kulun Rabb’ine Sunduğu Dilekçe: Dua” başlıklı bu makalemizde bulabilirsiniz.

Dua, ilahi huzura sunulan bir dilekçedir.

Dua, kulun, Rabbi’yle konuşması ve O’na derdini açmasıdır.

Dua, başlı başına bir ibadettir. (1)

Dua, müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur. (2)

Duanın kıblesi, kâinatın kalbi ve ilahi hükümlerin icra makamı olan arş-ı azamdır. Arş, duaların yükseldiği ve kabul edildiği yerdir. Her kul için semada arşa açılmış kapılar vardır; tövbe kapısı, dua kapısı, rahmet kapısı, rızık kapısı amellerin arz kapısı gibi. Bu kapılar insan ölene kadar kapanmaz. Yeter ki insan, bu kapılardan içeri girmesini bilsin.

Edebine uygun her dua ve isteğe yüce Allah muhakkak bir karşılık verir. Duanın, manevi ve zahiri olarak iki çeşit edebi vardır. Duanın, Cenâb-ı Mevlâ katında kabulü için önce manevi usul ve edebe dikkat etmek gerekir. Zira manevi edepler duanın ruhu gibidir ve kalple ilgilidir. Zahiri usul ve edebin, ancak manevi edeplere uyulduğunda bir mana ifade edeceğini ve fayda vereceğini unutmayalım..

Önce Samimiyet ve İçtenlik
Duanın manevi edepleri özetle şunlardır:
İnsan, önce duanın kulluğun ifadesi olduğunu bilmelidir. Rabbi’nden bir şey istemek kul için bir nimet ve imkân olmanın ötesinde özel bir şereftir. Çünkü dua, kulun şiarı ve süsüdür. “Resulüm, de ki: Duanız olmasa, Rabbim, size niye değer versin ki?” (Furkan 25/77) ayeti bu gerçeği ifade etmektedir. Âyet, duaya teşvik etmenin yanında ciddi bir uyarı niteliği de taşımaktadır.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), “Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur” (3) buyurmuştur. Bütün ibadetler, bir çeşit duadır; kul Allah (celle celâluhu) için yaptığı her ibadette gönül ve hal diliyle Rabbi’ne ihtiyacını arz etmektedir.

Dua, imanın alametidir. Bütün kullar, herhalde âlemlerin Rabb’ine muhtaçtır. İnsanın bu ihtayacını bilmesi, acizliğini anlaması, fakirliğini görmesi ve her şeye gücü yeten, her hükmünü icra eden, dilediğini dilediğine veren Rabb’ine yönelmesi ve ihtiyacını O’ndan istemesi, iman alametidir. Bu, güzel bir kulluk olduğu gibi, özel bir dostluktur da. Dua bu kulluğu en güzel şekilde ifade ve ispat eder. Kulun bunu idrak etmesi ve O’na yönelmesi farzdır.

Dua, ümit, sevgi ve gönül hoşluğu içinde yapılmalıdır. Çünkü kendisinden bir şey istediğimiz yüce Allah, bizim hakiki dostumuz ve sahibimizdir. O bize gönlümüz kadar yakındır. Kalbimiz O’na yöneldiğinde ve derdimiz dilimizden döküldüğünde bizi dinlemekte ve, “Ne istiyorsun kulum?” diye karşılık vermektedir (Bakara 2/186). Bize kendisinden istemeyi O emretmiştir. “Benden isteyin ki size vereyim” demiştir. Duadan kaçanları kınamıştır. Güzel kulluk ve samimi dua edenlere cenneti müjdelemiş, kibirlenip dua ve ibadetten kaçanlara cehennemi hazırlamıştır (bkz. Mü’min 40/60).

Resulullah’ın (s.a.v) belirttiği gibi yüce Rabbimiz öyle zengindir ki kendisinden istendikçe hoşnut olur. Kendisinden istemeyene kızar, kapısını çalmayana gazap eder. Kapısı herkese açıktır. Bütün kullara her istediklerini verse, hazinesinden hiçbir şey eksilmez. O, affedilmek isteyeni affeder, hidayet isteyeni hidayete ulaştırır, sıhhat ve afiyet isteyeni rahatlığa kavuşturur, rızık isteyeni genişliğe çıkarır, ateşten korunmak isteyeni cehennemden uzaklaştırır. Sevgi ve rızasını isteyeni rahmetiyle destekler, cennet yoluna sevk eder. (3)

Kısaca kendisinden isteyeni seven, her istenene gücü yeten yüce Rabbimiz’den bir şey isterken devamlı sevinçli, ümitli ve tevazu içinde olmalıyız. Bir arifin dediği gibi, eğer Allah Teâlâ kullarını vermek istemeseydi, “Benden isteyin; bana dua edin ki icabet edeyim” diye emir vermezdi.

Duada samimi ve ısrarlı olunmalıdır. Bir kere istedim verilmedi demek yanlıştır, Allah Teâlâ’dan bir şey istemek kendi başına bir ibadettir. Her ibadete en azından on sevap verilir.

Resulullah (s.a.v), “İnsan, ben Allah’tan istedim de bana isteğim verilmedi demediği ve istemeye devam ettiği müddetçe, istediği kendisine verilir” (4) buyuruyor.

Dua ederken, kul kimden ne istediğini bilmelidir. Yani dil ucuyla değil, kalbinin bütün içtenliği ve sıcaklığı ile dua etmelidir. Çünkü kalp ile yüce Allah arasında gafletten başka bir perde yoktur.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) şu müjdesi duaya sarılmak için yeterlidir: “Allah Teâlâ, yeryüzünde dua eden hiçbir müslümanın isteğini boş çevirmez, muhakkak bir karşılık verir. Ya kulun istediği şeyi verir, ya onun yerine kendisinden bir kötülüğü kaldırır ya da isteğinin karşılığını ahirete saklar.” (5)

Ayrıca kul şunu bilmelidir ki Allah Teâlâ devamlı kendisine yalvaran kullarını çok sevmektedir. Onun için bazen kulunun iniltili sesini dinlemek için istediği şeyi geciktirir. Çünkü bu samimi yalvarmalar en güzel zikir çeşididir. Bu hal ayrıca kulun acizliğini ispat etmekte ve nefsi yüce Rabb’ine yöneltmektedir.

Demek ki kul Rabb’inden bir şey ister, Rabb’i onu dinler ancak verilecek şeyi O tercih eder. Bu, hastanın durumuna benzer. Hasta doktoruna rica eder, ondan şifa bulacağını umduğu bir şey ister. Fakat doktor bazen hastanın arzu ettiğini değil, başka bir ilacı verir. Çünkü hastanın şifa sebebi ondadır. Kısaca, “Ey Rabbim!” diye yakaran hiçbir kul eli boş dönmez.

Usulsüz Vusul Olmaz
Duayla ilgili manevi edeplerin yanı sıra, dualarımızı arşa yükseltecek ve ilahi huzurda kabulüne vesile olacak diğer hususları Allah Resulü’nün tavsiyeleri ışığında şöyle sıralayabiliriz:

Resulullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
Sizden biriniz dua ederken, ‘Ya Rabbi! Dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle’ demesin. İstediğini, sağlamca ve kesin bir ifade kullanarak istesin. Çünkü Allah’ı şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kuvvet yoktur” (Buhârî, Müslim).

Buradan anlaşılan odur ki mümin kul bir şey istemek için Rabbi’ne yöneldiğinde, o şeyin olmasını bütün benliğiyle istemeli, kalbinde “olmasa da olur” şeklinde bir gevşeklik bulunmamalıdır.

Duaya, Allah Teâlâ’ya hamd ve senâ, Resulullah’a (s.a.v) salât ve selâm ile başlamalıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir adamın duasını duydu ve, “Bu adam acele etti” buyurdu. Sonra da onu yanına çağırtıp şöyle dedi:

Biriniz namaz kılıp arkasından dua için ellerini kaldırdığında, Allah’a hamd ve senâ ile başlasın, sonra Hz. Peygamber’e salât ve selâm okusun, ondan sonra istediği duayı yapsın” (Tirmizî, Ebû Davud, Nesâî).

Duayı “âmin” kelimesi ile bitirmelidir. Bu kelime “Rabbim, kabul eyle” anlamına gelir.

Sahabeden biri şöyle anlatır:

Bir gece Resulullah (s.a.v) ile dışarı çıkmıştık. Israrla dua eden bir adama rastladık. Resûl-i Ekrem (s.a.v) durup onu dinlemeye koyuldu. Sonra da şöyle buyurdu:

“Eğer sonunu iyi bağlarsa, istediklerini hak eder.”

Cemaatten biri, “Ey Allah’ın Resulü! Duayı nasıl bitirmesi gerekir?” diye sordu. Allah Resulü, “Âmin kelimesi ile… Eğer böyle bitirirse, istediği kendisine verilir” buyurdu.

Resulullah’a (s.a.v) soran adam, oradan ayrılıp dua eden kişinin yanına geldi ve şöyle dedi:

“Duanı âmin kelimesi ile bitir ve gözün aydın olsun” (Ebû Davud).

Dua ederken elleri açarak kaldırmalıdır. Resulullah (s.a.v) dua ettiği zaman ellerini kaldırdığında bazen (elbisesinin yenleri geniş olduğu için) koltuk altlarının görüldüğü olurdu (Buhârî).

Dua ettikten sonra elleri yüze sürmelidir. Allah Resulü dua için ellerini kaldırdığı vakit yüzüne sürmeden indirmez ve ashabına da böyle yapmalarını söyledi (Ebu Davud, Tirmizî).

Âlimlerimiz, dua adabı olarak bunlardan başka, Resulullah’ın (s.a.v) diğer hadislerine ve uygulamalarına dayanarak aşağıdaki hususları da tavsiye etmişlerdir:

  • Abdestli bulunmak.
  • Namaz sonrasında dua etmek.
  • Kıbleye yönelmek.

Eğer kıtlık, umumi sıkıntı ve felaketlerin kalkması için dua ediliyorsa, elleri kaldırarak avuçların için aşağıya gelecek şekilde dua etmek ve böyle dualardan sonra elleri yüze sürmemek.

Rızkını helal yollardan kazanmaya ve helal lokma yemeye titizlikle dikkat göstermek.

Sünnetullah’a, yani varlığa hâkim tabiat kanunlarına aykırı bir şey istememek.

Duada, Allah Teâlâ’nın rızasına uygun olmayan şeyler talep etmemek.

Şunu da ilave edelim: Mümin, kendisi, sevdikleri ve malı hakkında bedduada bulunmamalıdır. Resulullah Efendimiz (s.a.v) bundan sakındırmış ve şöyle buyurmuştur:

Kendinize beddua etmeyin! Çocuklarınıza beddua etmeyin! Hizmetçilerinize beddua etmeyin! Mallarınıza da beddua etmeyin! Çünkü o bedduanız Allah tarafından kabul edebileceği bir saate rastlarda, kabul edilir (ve sonunda yine kendiniz üzülürsünüz)” (Ebû Davud).

Ayrıca mümin, sadece ihtiyaç ve sıkıntı anında Rabbi’ne yönelmez. Aksine, genişlik ve rahatlık içinde bulunduğu zamanlarda da duayı ihmal etmez ki darlık ve sıkıntı zamanlarında yüce Allah onunla birlikte olsun.

Resulullah’ın (s.a.v) bu konudaki tavsiyesi açıktır:
Kim sıkıntı ve güçlük içinde bulunduğu zamanlarda duasının kabul olunmasını isterse, bolluk ve mutluluk zamanlarında çok dua etsin.” (6)

Evet, dua başlı başına bir ibadettir ve diğer bütün ibadetler gibi ancak usul ve edebine riayet edildiğinde makbul olur. Ârifler, “Usul olmadan vusul (hedefe ulaşma) olmaz” derler. Edebe dikkat etmeyene dost kapısının açılmayacağı da bilinmelidir.


Kulun Rabb’ine Sunduğu Dilekçe: Dua
1. Tirmizî, nr. 3371; Münzirî, et-Tergîb, nr. 2439.
2. Hâkim, Müstedrek, 1/492; Heysemî, ez-Zevâid, 10/147.
3. Buhârî, Edenü’l-Müfred, 129, Müslim, Birr, 1994-1995; Hâkim, Müstedrek, 4/241.
4. Müslim, 2735; Tirmizî, 3602.
5. Tirmizî, 356, Hâkim, Müstedrek, 1/497.
6. Tirmizî, 2382; Hâkim, Müstedrek, 1/544


Bu kategoride yer alan Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem’in Duaları ve Dua Edilen Zamanın ve Mekanın Önemi başlıklı makalelerimizi de okumanızı öneririz.

Bir Yorum Bırak